(Daha önceki anormal “normalleşme” hikâyeleri için bkz: 1. turşu2 çiş partisi., 3. gezenti4. cüzzamlı kurabiye, 5. AVM6. metrobüs7.tatil, 8.doğa, 9. titiz)

Öğretmenler günü geliyor diye kaç gündür çocuklar hop hop hopluyor.  Onlara ne oluyorsa. 😉 Ay ben sevmem böyle işleri. Anama çekmişim, bir fanila sarar gönderirim öğretmene diye düşünüyordum ama bebeler bana çekmemiş. 😉 Hediye de hediye diye tutturdular. Tamam dedim, alayım, “ama harçlığınızdan kesilecek ona göre!”

“İyi de sen bize harçlık vermiyorsun ki anneciğim.”

Hmm.

“Verdiğimde kesilecek öyleyse.”

“En iyisi senin borcundan düşelim anneciğim.”

Ay tabi ya, çocukların bayram harçlığına el koymuş, taksitlendirmiştim borcu. Ben unutmuşum ama unutmamış işte veletler.

“Aaa anne, evlat arasında borç olur mu yavrucuğum.” 😉

Oğlanı komşuya sattık, kızcığımla alışverişe çıktık, güzel bir hediye aldık.

Veliler kurtlu tabi, kuru kuruya hediye verilmez deyip ikram hazırlayalım dediler. E iyi. Bebelerin gönlü olsun. Hem artık hayat da eskisi gibi değil, çocuklar büyüdü, ben de bir şey yaparım elbet.

Herkes onu mu yapsam, bunu mu yapsam derdindeyken mercimekli köfte diye atladım. Zaten tarif defterimde üç tarif var. Kekle börek kapıldı, mercimekli köfteyi kaçırmayayım bari. 😉 Ayrıca söylemesi ayıp, güzel yaparım mercimekli köfteyi. 😉 Sınıf analığından sükseli istifamdan sonra hem kadınları çatlatayım biraz. Bakın neyi kaçırdınız! Sınıf anası olarak kalaydım her hafta köfteler yoğurur, mantılar açardım size. 😉

Dün gece mercimeği ocağa koydum. Oğlan koştu geldi yanıma. “Anneciğim yıkanmalıyız, yarın öğretmenler günü, temizlenmemizin vakti geldi” dedi. Ay doğru diyor çocuk, en son ne zaman yıkadığımı unutmayayım diye belirli gün ve haftalarda yıkıyorum bebeleri tabi. 😉 Bir önceki seferde arefe suyuna batmıştım.  😉 E hadi girin banyoya, girin.

Mercimek suyunu çekince her zaman yaptığım gibi bulguru attım, karıştırıp kapattım. Bebeler de yıkandı. Sabah da kalkıp köfteyi tamamlarım. Kendimi pek maharetli hissettim.

Sabah bebeleri okula postalar postalamaz köftenin başına geçtim. Soğanını, salçasını kavurdum. Döktüm mercimeğin üzerine. Hmm bir tuhaflık var. Sulu sulu sanki mercimek. Ay hep yaptığım ölçü! Salça da rengini vermedi. Boz, ıslak ıslak, hamur gibi bir şey. İyi ki güzel yaparım dedim he! İlla ki rezil edecek beni!

Yeniden mercimek haşlayıp sil baştan yapmayı düşündüm. Bunu çorbaya çeviririm. Bir ay yeriz artık. Ama vakit de yok. Poff. Neyse biraz daha salça kavurup ekledim. Rengi daha iyi ama hepten cıvıdı. Hiç şekil alacak gibi değil. Neyse marulun arasında belli olmaz yumuşaklığı dedim. Yeşil soğan, maydanoz ekledim. Hmm. Sanki toparlanacak gibi. Limon suyunu da sıktım, hiç akıl edemedim, şar diye döktüm suyu. Höf! İyice cambul cumbul oldu! Ağlayacağım! Mümkün değil şekil alamaz artık. Marul yaprağı da kamufle edemez. Karıştırınca zaten çamura döndü. İçine bulgur ekleyeyim dedim. Döktüm bulguru. E toparlandı gibi. Ağzıma attım bir parça. Tıkır tıkır dişine geliyor bulgur.

Tam bir hezimet!

Saate baktım. Kutlama başlamak üzere. Köfteyi evde bırakıp meyve suyu alıp gittim gari. Herkes döktürmüş valla. Ne pastalar ne börekler, ne tatlılar ne tuzlular. :/

Kutlama bitti, eve döndüm. Mercimeğe baktım. Eklediğim bulgur da şişmiş. Bir leğendi, olmuş iki leğen mercimekli köfte. Suyunu çekmiş, beton kıvamında. Ne yapsam bunu diye düşünüp duruyorum sabah beri. Biraz salça kavurup sulandırsam olur mu ki. :/

Paylaş: