Bir çok insanın aksine çocuklarla oyun oynamayı seviyorum. Gerçi kastettiğim öncelikli olarak evcilik değil. Aman evlenmişim, evimi yuvamı kurmuşum, işi tekrar dramaya dökmeye ne gerek var? Hem zaten bebeler de bana sürekli köpek rolü veriyor. Rolümün hakkını verememenin ıstırabını yaşıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim yine de oynuyorum. Açıkçası evciliklerde -olur da kapabilirsem- en sevdiğim rol ben-anneymişim-şimdi-uyuyormuşum-siz-ikiniz-oyun-oynuyormuşssunuz rolü. Gerçekten hiç hakkımı yemeyeyim dört dörtlük oynuyorum bu rolü.

Bunun dışında çocuklarla oynanan zeka oyunlarını çok seviyorum. Kendimi üstün zekalı gibi hissetmenin yegane yolu. Bayılıyorum, bayılıyorum oynamaya. Ya da şöyle diyeyim, bayılıyordum, bayılıyordum oynamaya. Benim oğlan hileyi hurdayı öğreneli o oyunların da suyu çıktı.

Birlikte oynamayı en sevdiğimiz oyunlardan biri isim oyunu. Sırayla bir isim söylüyoruz. Kim isim söyleyemezse ya da birinin dediği ismi tekrar söylerse yanıyor. Herkes önce kendi ismiyle başlıyor oyuna. Sonra da…

Oğlan: Ahmet

Kız: Melike

Anne: Selcen

Oğlan: Ahmet

Anne: Ahmet dedin ya yavrum. Aynısını söylemek yok.

Oğlan: Hayır, anneciiiiim. O benim adım Ahmet’ti. Bu Tarık’ın abisi.

Kız: Ayşe

Anne: Fatma

Oğlan: Ahmet

Anne: Bak yine Ahmet diyorsun!

Oğlan: Hayır, anneciiiiiim. O Tarık’ın abisiydi. Bu Nefise’nin abisi Ahmet. Ahmet abim.

Kız: …

Anne: …

Oğlan: Ahmet

Anne: Ahmet dedin ya!

Oğlan: Ama anneciiiiiim, bu küçük Ahmet. Yakup’un kardeşi.

Böylece dokuzuncu kattaki büyük Ahmet, Gökçen teyzenin kocası en büyük Ahmet, komşunun bebeği küçüğün küçüğü Ahmet, marketteki orta boy Ahmet, okuldaki soyadı Şekip olan Ahmet, sokaktaki dişleri çürük olan Ahmet… onun bacısı, bunun dayısı derkeeen ya kız yanıyor ya ben. Bir kazanamadık şu oyunu.

*

Sonra bir de şarkı uydurmaca oyunumuz var. Okuldan dönerken sıklıkla oynuyoruz. Herkese sırayla bir kelime veriyoruz, sıra kimdeyse o kişi o kelimeyle bir şarkı uyduruyor. Saçma sapan şeyler tabi.

Diyelim ki kızın kelimesi papağan

Papağan bir kuştur, lay lay lay. Rengarenktir, lay lay lay. Gagası da vardır, lay lay lay.

Benimki inşaat.

İnşaat var bizim orada. Nay nay nay. Kamyonlar giriyor çıkıyor. Nay nay nay. Sürekli toz geliyor, nay nay nay.

Oğlanın kelimesi: Polis.

Polis bir kuştur, lay lay lay. Rengarenktir, lay lay lay. Gagası da vardır, lay lay lay.

Polis diye kuş mu var, kuş kafa?

Öyleyse…

Polis var bizim orada. Nay nay nay. Kamyonlar girip çıkıyor. Nay nay nay. Sürekli toz geliyor, nay nay nay.

Lan böyle şarkı mı olur?

Olurmuş tabi, niye olmasınmış. Biz söyleyince oluyormuş da o söyleyince niye olmuyormuş.
Hasbinallah!

*

Sonra bir de beyin fırtınamız var. Çocuklara herhangi bir şeyle ilgili herhangi bir şey soruyorum. En mantıklı cevabı veren kazanıyor.

Mesela…

Ağaç yaprakları sonbaharda niye dökülüyor olabilir sizce?

Kız: Bence hava soğuduğu için üşüyorlardır.

Oğlan: Çünkü Allah onları öyle yaratmış.

Hmmm. Mantıklı. Peekiii kertenkelenin kuyruğu bir yere sıkışınca niye kopuyor olabilir?

Kız: Kertenkele çok çekmiştir, kopmuştur.

Oğlan: Çünkü Allah onları öyle yaratmış.

Peki Allah niye öyle yaratmış olabilir?

Oğlan: Çünkü Allah öyle istemiş anne. Biz her şeyi bilemeyiz Allah bilir.

Hmmm. Peeekiii gelinler beyaz giydiği halde niye insanlar kırmızı bir çiçeğe gelincik demiş olabilir?

Kız: Kına elbisesini giymiştir.

Oğlan: Çünkü Allah onları öyle yaratmış.

Her şeye Allah öyle yaratmış diyorsun. Acaba niye öyle yaratmış olabilir?

Oğlan: Çünkü öyle istemiş anne. Allah nasıl isterse öyle yaratır. Sorup durma.

Hadi bu şartlarda gel de kazan oyunu!

*

Sonra mesela hayvan bilmece oyunu. Favorilerimizden. Sırası gelen bir hayvan tarif ediyor. İşte efendim, burnu uzun, kaşı güzel, kuyruğu kısa, ot yer kek yer falan gibi.

Oğlanın tarifi dinleyin.

Bir hayvan varmış. Suda yaşarmış.

Yengeç???

Hayır.

Balık???

Hayır. Kolları var.

Timsah???

Hayır. Ayakları da var!

Ne bu yaa? Su kaplumbağası?

Kuyruğu da var.

E su kaplumbağasının da kuyruğu var.

Ama bunun kuyruğu uzun.

O ne be! Ayağı var, kolu var, uzun kuyruğu var. Suda yaşıyor. Alla alla.

Ağaca da çıkıyor.

Hem suda yaşıyor, hem ağaca çıkıyor. Sübhanallah! O nasıl hayvan?

Bilemediniz, maymun.

Yuh, maymun suda mı yaşar?

Yuh demek yasak. Ayrıca ben bi kere televizyonda görmüştüm sudaydı.

Oğlum o çamaşır falan yıkıyordur derede. Ya da yaz tatilinde serinlemek için filan girmiştir. Yoksa maymunun suda ne işi var?

Gördüm ben sudaydı. Yaşıyordu, ölmemişti. Bilemediniz. Kazandım.

*

Şimdi siz siz söyleyin, Allah aşkına, şu şartlar altında bizim herhangi bir oyun kazanmamız mümkün mü ha?

Paylaş: