Şu aralar memlekette nüfus patlaması mı oldu, bana mı öyle geliyor? Komşum, eltim, bacım, en yakın arkadaşım… Nereye dönsem viyak viyak bebek. Benim çocuklar çok seviyor bebekleri. Ben de çok seviyorum. Kimin bebeğini görsem yapışıyorum. Sonra da gülüyorum. Benim bebeler büyürken bebek gördüğümde tüylerim diken diken olurdu. 🙂 Atlatmışım o günleri. Yeniden sevmeye başladım bebekleri. Ay hele göğsüne yatırıp mırıltısını dinlemek, kokusunu içine çekmek yok mu… Bayılıyorum! Ama yine de bence bebek bakmanın en güzel yanı anasına atıp kaçma kısmı. Gece yatağıma girince “Oh be” diyorum. Zırıltısız uyumak gibisi var mı? Verdiğini büyütene hamdolsun. Tabi çocuklarım o mini minnacık, şeker şeylerin gece nasıl bir cenavara döndüğünden habersiz ağlaşıyorlar: “Annecim bize de bebek alalım hüüüüü!” Allah’ım yaaa!

Bir arkadaşımın kızı vardı. Kız beş yaşına gelince kardeşi oldu. Bir gün bebek görmeye misafir gelmiş. Evin kızı misafirin kızını bebeğin beşiğinin yanına çekmiş diyormuş ki “Bak, sana kardeş alalım mı dediklerinde sakın evet deme. Ben dedim eve bunu getirdiler.” 🙂 Benim saftirikler de o hesap. Neyle karşılaşacaklarını bilmeyip atıyorlar işte. Ama çok iyi bir ders verdim kendilerine. Ya da dersimi aldım diyeyim. 😉

Ne zaman bir bebeği sevmeye gidelim, benimkiler de bebek oluyor. İki yaşındaki kuzenleri “Annea bu?” dönemine girdiğinden beri benimkiler de konuşmayı bırakmıştı zaten. “Annea bu?” deyip duruyorlar. Vallahi illet oluyorum. “Ben bu dönemi geçtiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiim, bana yeniliklerle, abi abla olarak gelin!”

Nerdeee! Bebekler doğalı “Annea bu?”ya bile hasret kaldım. Şu an bebeğin emziğini ağzına alıp battaniyeye sarılma dönemindeler. “Annea pat pat.” / “Anne şalla!” Hofff ya!

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de kardeş istiyorlar. Sıfır kilometre. Her şey yeniden başlayacak düşünsenize. Geceler viyak viyak, kustu, gaz çıkardı, poposu pişti…. “Canım yavrularım,” diyorum, “Ben çok yoruldum. Yeniden bir bebeğe bakmak istemiyorum.”

“Söz annecim biz bakarız, söz söz söz!”

“Ben sallarım, kardeşim mamasını verir.”

“Ben oynatırım, kardeşim altını değiştirir.”

“Biz bakarız annecim, söz söz söz!”

Aklıma acaba sorusu gelmedi değil hani.

Acaba? Hmm.

Bir test sürüşü yapayım dedim. Bir arkadaştan bebek ödünç aldım geldim. Tam çocukların okuldan çıkış vakti. Bebek de üç aylık. Çok sevimli. Uslu da maşallah.

Zil çaldı. Açtım, çocuklar. Kucağımda bebeği görünce sevindiler.

“Kimin bebeği bu anneciğim?”

“Bizim bebeğimiz bu. İstiyordunuz ya, size kardeş aldım.”

İnanmadılar.

“Teyzemin bebeği mi?”

Cık.

“Yengemin bebeği mi?”

Cık.

“Bu Hamza’nın (iki yaşındaki kuzen) küçüklüğü mü?”

Kahkaha attım. Evet, çok benzediği babasının resmini görünce “Aa bu benim büyüklüğümün resmi mi?” diyen oğlan elbette kucağımdaki bebeği büyümüş kuzeninin küçüklüğü de sanabilir. 😉

“Hayır, kuzeninin küçüklüğü de değil bu.”

“Peki kimin bebeği annecim?”

“Bizim. Diyorum ya, istiyordunuz aldım. Müjdeeee! Bir kardeşiniz oldu.”

İnanmadılar.

Oğlan girdi evi aradı.

“Kardeşim, evde hiç bebek annesi yok.”

Kız çok gerildi. Ağlamakla ağlamamak arasında yüzü. Sevinçten mi üzüntüden mi anlayamadım.

“Gerçekten bu bizim bebeğimiz mi annecim?”

“Yok. Bizim değil. Bir arkadaşımdan ödünç aldım. Bebek kardeş istiyordunuz ya siz. Hani siz bakacaktınız. Deneme sürümü olarak bunu getirdim. Testi başarıyla geçerseniz bir bebek kardeş almayı düşünebiliriz.”

Çok sevindiler. Hemen eller yıkandı, üstler değişti.

“Annecim, benim kucağıma ver!”

“Annecim, benim kucağıma ver!”

Haydaaa çıktı mı bir kavga.

“Kucağa almayalım, bebek daha küçük, yatakta yatsın, siz yanında eğlendirin.”

“Benim yatağıma yatsın!”

“Benim yatağıma yatsın!”

Çıktı ikinci kavga!

Yazı tura attık, kızın yatağı çıktı. Bebeği koydum.

“Hadi siz şimdi bebeği oyalayın. Ben de size yemek ısıtayım.”

Herkes çok memnun.

Ben koşa koşa mutfağa gittim. Dolaptan yemeği çıkaracaktım. Bebek ağladı.

“Her şey yolunda mı?”

“Yaaaa annecim yaaa, kardeşim bebeğe bakmıyor!”

Oğlan 13. saniyede fire vermiş. Arka odada legoların başında.

“Ne oluyor? Hani bebeğe bakacaktın!”

“Annecim, ben biraz lego oynayıp zekamı geliştireceğim. Şimdi kardeşim baksın, sonra ben bakarım.”

E iyi. Kıza “Şimdilik sen oyala bebeği” dedim, kardeşinin zekasının gelişmeye ihtiyacı var. 🙂

Mutfağa döndüm. Ne yapıyordum ben? Heh çorba ısınacaktı. Neredeydi çorba? Aa çıkarmamışım bile. Dolabı açtım. Bebek ağladı.

“Her şey yolunda mı?”

“Annecim bebek susmuyor.”

Haydaaa!

O kadar da uslu bir bebek ki yemin ederim. Niye ağladı, hayret.

Yanına gittim. Aaa oynasın diye bebenin üzerine peluşları koymuşlar. O da kafasına çekmiş, bunalmış.

“Yavrum bu kadarcık bebek peluşla oynayamaz ki. Sen onunla konuş. Konuşulmasını çok seviyor, bak, hemen güldü! Haniymiş tatlı bebek? Haniymiş cici bebek?”

“Adı ne bebeğin annecim?”

Aa onu sormamıştım bak alırken. Kaç aylık diye sordum, emiyor mu dedim, normal mi doğdu öğrendim ama adını sormamışım. Sorduysam da unuttum. Hay Allah.

“Biz bir isim koyalım. Hani oyunda bizim bebeğimizmiş ya. Ama Foti olmasın lütfen. Foti’yi koyduk daha önce.”

“Fuji olsun.”

“Tamam. Fujiiiiii! Canıııımmmm. Fujiiiiiii.”

Fuji’yi ablasıyla bıraktım, mutfağa koştum. Çorbaaaaa!

Bebek ağladı.

“Neler oluyor?”

“Bebek susmuyor anneciiiim.”

Gittim, kucağıma aldım bebeği. Sustu.

“Ben de kucağıma alabilir miyim?”

“Emanet ya bebek. Almasan daha iyi.”

Mutfağa gittim. Bebek kolumda çorbayı ısıttım. Çocukları yemeğe çağırdım. Servis yaptım. Off toplasan beş dakika sürmedi ama boynum koptu ha. Bebek ağırmış yav.

Sofraya oturdum. Bebek ağladı. Kalkıp dolandırmamı istiyor. İyi bakalım.

“Yemeğinizi yiyin, siz bebeğe bakarken de ben yiyeyim.”

“Peki anneciiiiim.”

Yemek bitti. Çocuklar içeri geldi. Ben hâlâ bebekle geziyorum. Haydi siz oyalayın, biraz da ben yiyeyim.

Bebeği yatırdım. Oğlan yok piyasada.

“Bebeğe bakılacaaakk huuuu.”

“Kardeşim baksın!”

“Kardeşinin sırası geçti. Sıra sende.”

“Yaaaa of yaaaa. Bıktım yaaa. Daha yeni başlamıştım oyuna. Oooooffff.”

“Hep ben bakıyorum kardeşim. Biraz da sen bak.”

“Viviviviviivi.”

“Anneaaa kardeşim konuşmamla dalga geçiyor.”

“Kardeşinin konuşmasıyla dalga geçmeeeeeeeeeeee.”

“Vivivivivi.”

“Benim konuşmamla da dalga geçmeeeeeeeee.”

İNGAAAAAAAAAAAA İNGAAAAAAAAA

“Bebekle ilgileniiiiiiin.”

“Ya bıktım anne bebekten. Hep biz bakıyoruz.”

İNGAAAAAAAAAAAA İNGAAAAAAAAA

“Eşşoğlu daha on dakika oldu bebek geleli.”

İNGAAAAAAAAAAAA İNGAAAAAAAAA

“Hem de oyun oynadın sen. Sıra bende. Sen bakacaksın, ben çiz izleyeceğim.”

“Yaaaaaaaaaaaaa haksızlık.”

“Biri bebeğe baksıııııınnnn.”

İNGAAAAAAAAAAAA İNGAAAAAAAAA

“Hep ben baktım.”

“Yalancı!”

İNGAAAAAAAAAAAA İNGAAAAAAAAA

“Bebeği ağlatmayıııııııııııııııın.”

İNGAAAAAAAAAAAA İNGAAAAAAAAA

“Annecim bebek susmuyor.”

Çorba kaşığını yerine bıraktım. Daha iki kaşık alamamıştım bile ağzıma. İçeri gittim. Bebeği kucağıma aldım.

“Noldu canım sana, noldu, noldu. Eççek abiyle abla bakmıyor mu sana. Noldu noldu. Niye ağlamış bu güzel bebek.”

İNGAAAAAAAAAAAA İNGAAAAAAAAA

Sonuç: Yeni bebeğimizin eve gelişinin üzerinden daha yarım saat geçmeden oğlanla kız çizgi film izliyor, ben aç açına koridorda hoplaya hoplaya bebeği susturmaya çalışıyordum! Anında paketleyip iade ettim bebeği. 😉

Şunu da buraya yazayım da büyüdüklerinde “Vay bize kardeş almadın” derlerse yüzlerine fırlatayım. “Siz sözünüzü tuttunuz da ben almadım he?!”

Paylaş: