Küçükken epey oyuncağım vardı. Ay tabi şimdiki çocukların oyuncak sayısıyla hayatta kıyaslanamaz ama yine de akranlarıma göre şanslı olduğum söylenebilir. Babam yurt dışına giderdi. Dönerken burada kimsede olmayan oyuncaklar getirirdi. Ama hiçbir zaman bir Barbie bebek getirmedi! Ne kadar istemiştim oysa. O neymiş öyle, nesi bebekmiş onun, kadın gibiymiş, bebek dediğin ayakta sallanırmış, yemek yedirilirmiş. Of baba yaaa! Nasıl özenirdim Barbisi olanlara.

Anne olunca tabi farklı gözle bakıyorsun her şeye. Barbieler de bundan nasibini aldı. Malum her tarafta bangır bangır bağırıyorlar Barbie’nin sakıncaları diye. Efendim, işte kız çocukları güzelliği onunla özdeşleştirdiği kendilerini çirkin buluyorlarmış, vay benim bacak boyum niye uzun değil, vay benim belim niye böyle ince değil diye psikolojiye girip çıkamıyorlarmış, al sana anoreksiya, bulumia.

Kabul ediyorum, Barbielere mesafeliyim ama toptan yasaklayıcı da değilim. İçinde kalmasın bebelerin. Kılık kıyafet yönetmeliğimiz var bu konuda. Pavyonda sahne alacak gibi giyinen, kombinezonla gezen, boya küpüne batıp çıkanları almayız. Gerçi düşündüm de şimdiye kadar hiç Barbie almadık. Evdekilerin hepsi hediye olarak geldi.

Kız bu ara biraz merak saldı Barbilere. Oynuyor. Ben de şahin gibi tepesindeyim. Bulimia olmasın bebe göz göre göre. Eleştiriyorum falan Barbileri. Peh bu ne biçim elbise hiç bu kadar abartılı giyinilir mi, yuh şu saçlara bak, uzatmasına uzatmış ama keçeşmiş kafası, oha bu kadar uzun bacağı olur mu insanın, protez taktırmış resmen…

Yavrucuğum, durdu duramadı, “Anneciğim sen neden Barbileri sevmiyorsun?” dedi.

Şükür, adamakıllı bir konuşma yapmanın vakti gelmiş.

“Güzel yavrum, çünkü bu bebekler insanın moralini bozuyor. İnsanlar ona benzemeye çalışıyorlar ama işin aslı onlar gerçek insana hiç benzemiyorlar,” dedim.

“Benzemiyorlar mı?”

“Hayır, benzemiyorlar. Bir bana bak, bir Barbine bak. Benziyor muyuz?”

Kızım bana baktı, elindeki bebeğine baktı, “Benzemiyorsunuz,” dedi.

“Neyimiz benzemiyor peki?”

“Sen atlet giyiyorsun, o giymiyor.”

“Doğru. Başka?”

“Sen çorap giyiyorsun, o giymiyor.”

“Doğru. Başka?”

Baktı, baktı.. Cevap verdi: “Başka da bir farkınız yok!”

Heyt be! Fanilası, uzun donu, yün çorabı olmasa Anadolu Kadınının Karlar Prensesi Elsa’dan ne farkı var Allah aşkına? Aslan kızım benim!

Baktım ki kız doğru yolda, ilişmedim. Ama tabi bir de bunun erkek boyutu var.

İşin komiği oğlum da ara ara oynuyor Barbilerle. Hemen onu da markaja aldım. Bir erkek çocuğunun Barbilerle ne işi olur?

Geçen gün baktım oğlan almış yine Barbileri oynuyor, ben de anlamaya çalıştım neler dönüyor. Girip çıkıyorum odaya gizli ajan gibi. Bir ara kızlar atıl duruyordu. Bir tarafa atmış hepsini. Çaktırmadan kaldırayım dedim. Daha elimi uzattım “Ben oynuyorum anne Barbilerle, toplama,” dedi oğlan. Hmm. “Oynuyorsun da niye peki bu köşeye attın? Uyuyorlar mı?” dedim. Oğlanın cevabı evlere şenlik: “Yok anne Barbiler uyumuyor, şehit oldular, o yüzden orada yatıyorlar.” 😀

Neyse, oğlanda da sakıncalı bir şey yokmuş, savaş oyunu kurmuş her erkek çocuğu gibi, bırakayım da oynasınlar derken geçen gün eve arkadaşları geldi. Yaşları 5-8 arasında değişen kızlı erkekli epey çocuk var. Kızlar oyun oynamak için oturma odasını seçti. Oğlanlar da çocuk odasında. Kızlar hemen evcilik kurdu. Oğlanlar savaş yapıyor resmen. Bangır bangır bağırış, tepişme, gürültü.

Ben de arka odada ütü yapıyorum. Arka oda oyuncakları kaldırdığım yer. Oynamadıkları orada duruyor. Misafir bebeler bunu bildiklerinden hemen oraya saldırırlar. Şunu çıkaralım mı bunu çıkaralım mı? Çocuk kısmı sadece çıkarıp dökmeyi seviyor tabi. Ben de şunu toplamazsanız bunu vermem, bunu kaldırmazsanız şunu vermem diyen ifrit teyzeyim.

Neyse efendim, bu sefer de ütü yapar ayağında odanın dağılmasını engelliyorum. Çocuklardan yedi sekiz yaşlarında bir erkek odaya girdi. Gözü tepedeki oyuncaklarda, hangisini indirtsem diye bakıyor belli. Kesin araba pistini seçecek. En çok döküntüsü olan o. Ya da tren garını. Püfff! Her şey dökülecek yine ortaya. Ne desem, neyi toplatsam diye düşünürken ben bebe hiç bir şey demedi, kaçar gibi odadan çıktı. Eline de bir şeyler aldı belli, ben görürüm diye sakladı. Merakla eğilip baktım peşinden, ayak uçlarından gördüm, kızın Barbilerini toplamış gidiyor. Sekiz yaşında bir erkek çocuğunun oynamak için Barbie seçmesine şaşırdım. Çok da üzerinde durmadım ama. Barbie ile ne oynayacaklar ayol, en fazla savaş yaparlar, şehadet şerbeti içer geri döner Barbiler odaya.

Ütüye devam ediyorum. Oğlanların odasından kahkahalar gelmeler başladı. Şımarık şımarık sesler. Alkışlar. Bir tuhaf gürültü. Ne oluyor diye içeri bir girdim ki amanın! Bizim Barbiler anadan üryan soyulmuş, ortada dans ettiriliyor, alkış tutuluyor. Oğlanlar da kolunu bacağını çekip öpüyor. Benimki de saftirik saftirik izliyor. Kan beynime sıçradı! “Hööyttt lan,” diye bağırdım. “Çekin ellerinizi o kızların üzerinden! Bırakın çabuk kızları, gebertirim!”

Bebeler beni görünce dumura uğradı. Hışımla çekip aldım kızları ellerinden. Bir araba da azar çektim üzerine. Hâlâ şoku atabilmiş değilim. Bu da neydi ya? :/

Anlaşılan bundan sonra Barbie bebekler tek yön biletle addaaa gidiyor. Hem nesi bebek zaten onların? Bebek dediğin ayakta sallanır, yemek yedirilir, uyutulur. Yalan mı ama?

 

Paylaş: