3 Haziran Cumartesi günü sabah 7’de “RAAAAAAAAAAAAAAA KAAAAARRRRR (kardeşim) KALK KEYSERİİİİİİİİ” bağırışıyla uyandım. Evet, Kayseri’ye gitmek için nicedir gün sayıyorduk, nihayet beklenen gün gelmiş, oğlan gece yarısından sonra yattığı halde her zamanki dakikliğiyle 7’de yataktan fırlamıştı! Bense akşam iftarda misafir ağırlamış, sahurdan sonra yatmış, gözlerimi açamıyordum! Of yavrum evladım, bir gün de bırak da uyuyalım! ?

“Daha uçağa çok var, uyu” desem de oğlan dikilmişti başıma bir kere. Kızı da uyandırdı. “Keyseri! Keyseri!” ellerini çırpıp dolaşıyorlar evde. Uçak taaaa akşam 5’te. Daha valizler yok ortada. Misafir arkası evi de toplamamışım. Bir de kafamda sürekli tempo. Offf. Sürünerek yataktan çıktım. Bir o tarafa bir bu tarafa koşturmaya başladım. Buzdolabını ayarla, valizleri hazırla, yemek takımını kaldır, evi toparla…

Çocukları hemen görevlendirdim. Size Kayseri’de lazım olacakları hazırlayın. Koşuşturmaya başladılar evde. Oh dedim, hiç olmazsa onların işi düşsün yakamdan. Biraz sonra hazırız diye geldiler. İki koca çanta ellerinde. İyi dedim, bakalım ne almışlar yanlarına. Oğlanın çantasından bir peluş kedi çıktı. Kızınkinden iki peluş kedi. ;/ ?

O iş de bana kaldı. Altı üstü bir hafta gideceğim ama her şey lazım oluyor işte. Uzun kollu, kısa kollu, hırka, don, çorap, ev terliği, sokak terliği…. Elime geçeni atıyorum valize. Ayh.

Arka planda susmayan iki çene: “Annecim, uçağımıza ne kadar kaldı?” / “Annecim, ne zaman gidiyoruz?” / “Annecim, çıkıyor muyuz?” / “Annecim, hazır mıyız?” / “Annecim, artık hazır mıyız?” / “Annecim şimdi hazır mıyız?” Anlayacağınız yine bebenin ağzına gever verip geberme sendromunu iliklerime kadar hissettiğim günlerden biriydi.

Benim kaygı bozukluğum, bebelerimin bitmek bilmeyen hadileri sonucu saatler öncesinden havaalanına düştük. O kadar erken gelmişiz ki daha aynı şirketin bir önceki Kayseri uçağı kalkmamış. ? Bir de öteki havayollarının Kayseri uçakları var. Bebeler bağırışıp duruyor “Uçağımız kaçıyooooorrr!” O bizimki değil, yavrum, daha bizimkine saatler var! ?

IMG_20170603_160318

Çocuklar çabucak sıkıldı. Havaalanı zaten küçük, yapacak bir şey yok, bir o tarafa bir bu tarafa yürüyoruz. “Anneciğim, hazır mıyız?” sorusu yerini “Hüüüüü ne zaman kalkacak bu uçak hüüüüüü”ye bıraktı. Bu arada sürekli anons var: Gaziantep uçağı / Ankara uçağı / Adana uçağı / Dalaman / İzmir…. Her anonsla birlikte heyecanlanıp, Kayseri çıkmayınca yıkılıyorlar. “Annecim, bizim uçağımız ne zaman kalkacak?” Sorulardan takatim kesildi artık. Bebeler de havaalanında dolanmaktan yorgun düştü.

IMG_20170603_154852

Tabi acıktılar da. Havaalanlarında en çok korktuğum şey: Bebelerin acıkması! ? Bu pahalılıkta! Mis gibi kokular geliyor etraftan. Allah’tan Ramazan’dayız, kırk saat döviz kuru, enflasyon, pahalılık… gibi açıklamalar yapmama gerek kalmadı. “Anneciiiim, yiyecek bir şey alabilir miyiz?” sorusuna anında cevap geldi: “Ramazanda dışarıda bir şey yiyip içmiyoruz ya.” Sesleri kesildi. 😉

Uzun, uzun, çooook uzun süre daha bekledikten sonra nihayet uçağımız anons edildi. Hoplaya zıplaya uçağa bindik. Klasik cam önü kavgası. Neyse cam önünde oturma sırasını ayarladık. Uçak nihayet havalandı. Üçümüz de pert haldeyiz. Birbirimizin üzerine yıkıldık.

IMG_20170603_175507

Az bir şey dinlenince bebeler kendilerine geldiler. Ben hâlâ kafamı nereye koysam derdindeyim. Oğlan uçağın gözündeki menüye yanaştı. Resimlere bakıp yutkunuyor. Geçen seneki macera geldi aklıma. Tam yine koltuğun altına göndersem de sandviç parası çıksa mı acaba diye düşünürken hostes başımıza geldi. Bu hamleyi bekliyordum ama açıkçası erken oldu. Daha yemek servisi başlamadı bile. Hostes bir şey ister misiniz diye soracak, yok teşekkür ederiz diyeceğim. Ama kimseye sormadan bana geldi. Allah Allah. Elinde de iki kutu var. Ben daha “Bir şey almayacağız, teşekkür ederiz” demeden “Yeni yaşınız kutlu olsun çocuklaaaar! Nice güzel yaşlaraaa!” demez mi?

TABİ YA! 3 HAZİRAN ÇOCUKLARIN DOĞUM GÜNÜ! ?

IMG_20170603_173247

Hostes ablaları sürpriz doğum günü pastalarını uzattı. Afalladık ki ne afalladık. Çocuklar kutuları aldı, ama açmaya çekindiler. “Ama annecim, Ramazan, yiyemeyiz ki!” dediler. Ehehhe. Bu bedava yiyebilirsiniz demedim tabi. “Seferiyiz çocuuuuum, yolculukta olur böyle şeyler, koltukta kimse sizi göremez zaten” dedim. 😉

Böylece Pegasus sayesinde bebelerimin doğum günü ilk kez gökte de kutlanmış oldu. Artık havada ve karada 7 yaşındalar! Nice güzel yaşları, nice sürprizlerle kutlamak dileğiyle… ?

 

Paylaş: