Her sene Ramazan gelince olağan reklam vaktim geliyor benim de. Benim Orucum, ilk yazdığım kitaptı. Kendi çocukluğumun oruçlarından yola çıkarak yazmıştım hikâyelerini. Bende yeri apayrı. Bu sene de facebooka resmini koyayım diye kitabı aradım, evde bulamadım. Yeniden ısmarladım. Kitap gelince daha önce kendi çocuklarıma okumadığımı fark ettim. İçinden seçip bir kaç hikâye okudum. Çok hoşlarına gitti. Birçok arkadaşım bu kitabı okuduktan sonra çocuklarının oruç tutmaya heveslendiklerini söylemişti. Bizde de aynısı oldu. Ramazan’ın başından beri “Yaa uff annecim, keşke oruç olmasaydın, bizimle birlikte yeseydin” diyen çocuklar “Biz de oruç tutacağız, bizi de sahura kaldır” demeye başladı. Gülüp geçtim. Daha ne orucu yav? Ben ilk orucumu 10 yaşında tutmuştum, onda da evdekilere çaktırmadan su içmiştim. 😉 12 yaşında oruç tutarken de önüme bir bardak su alıp unutup da içeyim diye dua etmiştim. 😉 Benimkiler daha yeni 7 oldular. Gerçi onlara kalsa 8 ama henüz tekne orucu tutmayı bile beceremediler. Geçen sene Ramazan’da iftara on dakika kala sofraya oturtup sadece on dakika yememelerini, ezan okunmasını beklemelerini istiyordum. Onda bile arıza çıkıyordu. Kız oflaya poflaya balkona gidip gelip ezan okunmadı diye söyleniyor, oğlan da “Hüüüüü bu hoca bizi öldürmeye mi çalışıyor, niye daha ezanı okumuyor?” diye zırlıyordu. 🙂 Bu çocuklar mı oruç tutacaktı Allah aşkına?

Her gün evde aynı kısır döngü vardı. Çocuklar sabah kalkıp “Biz orucuz” diyorlar, ben de bugün tutmayın da gece sahura kaldırayım öyle tutun diyorum, onlar da tamam diyorlar, sonra gece ben gözümü zor açtığımdan bebelere hiç ilişmiyorum, sabah oluyor kalkıp “Biz bugün orucuz” diyorlar… Her sabah da ayrı yaygara. Niye kaldırmamışım sahura, niye oruç tutmuyorlarmış. “Yavrum kolay mı oruç tutmak?” dedim. E ne varmış ki yalnızca yemek yeyip su içilmeyecekmiş. Başka da bir şey yapmaya gerek yokmuş. Asdfjhdjgkfg. Bardağın dolu tarafından bakmak bu demek sanırım. 😉

Geçen hafta Cuma günü yine sabah orucuz dediler. O gece kaldıracağımı söyledim. Ertesi gün babaya da tatil nasıl olsa, birlikte güzel bir sahur yapabiliriz. Kabul ettiler. Gece erkenden yattılar sahura kalkacağız diye. Sahur vakti gittim odalarına, ohoooo, davulcu bizim evde çalsa uyanmaz bunlar. Tahmin ediyordum zaten kalkamayacaklarını. Sahuru yedim, yattım. Babaları hâlâ mutfakta. Oğlan bir nara attı “Saahuuuur” diye, zor bela gözünü açtı, kalktı. Git babanla sahur yap dedim. Bir zeytin yemiş, geri yattı.

Sabah kalktılar. Yine klasik “Biz orucuz” muhabbeti. Benim de akşama iftara misafirim var. Kahvaltıdan yırtmak işime geldi doğrusu. “Tamam, oruç tutun bugün” dedim. Nasıl olsa dayanamazlar, öğlen gibi iyice acıkırlar, o zamana da ben yemeklerin bir kısmını pişirmiş olurum, yerler diye düşündüm.

Mutfakta yemeğe giriştim. Çocuklar da yardım etmek için yanıma geldiler. Dayadım işi bebelere. Biri fasulye ayıkladı, öteki böreğin içini kavurdu falan derken birlikte gül böreği sarıyorlar. O sırada öğle ezanı okundu. Çok sevindiler. “Yaşasın, ikindi okunuyor, bir ezan kaldı oruç açmamıza” dediler. Ben de güldüm. “Bu daha öğle ezanı. İki ezan var,” dedim. Oğlan çok bozuldu. “Hüüü gül böreği bile ağlıyor anneciğim şu an, daha iki ezan mı var yemek yememize hüüü.”  Ben de fırsattan istifade “Bugünlük bu kadar oruç yeter zaten” dedim. “Yarın da öğle ile ikindi arasını tutarsınız, dikeriz iki orucu. Haydi ekmeğin arasına böreğin içinden koyayım da yiyin.” Ama ne mümkün! Oğlan tutturdu “Oruç bizim canımızdır, bozamayız annecim.” 🙂 Sırf tatava bu çocuk ya. 😉 Kız da ısrarla orucum, akşama kadar bir şey yemeyeceğim diyor. E siz bilirsiniz dedim. Nasıl olsa birkaç saate dilleri dışarı sarkar. En azından ileride kitap yazacak konuları olur. ?

Aradan birkaç saat daha geçti. “Uçağımız ne zaman kalkacak?” misali sorup duruyorlar: Ne zaman oruç açılacak, kaç dakika kaldı… Offf. Ben de madem dayanamıyorsunuz ucundan açalım birazcık orucu, tamir ederiz sonra falan diyorum. Yok, illaki bekleyecekler. Acıkmamışlar da merak etmişler ne zaman açacaklarını. E bekleyin bakalım.

Bu arada iyi de çalıştırıyorum çocukları mutfakta ha. Sebzeleri doğra, çorbayı karıştır, tabakları götür, dolaptan onu ver, şunu ver… İkindi vakti girdi, hâlâ pes etmediler. İlk o zaman ciddiye almaya başladım çocukları. Şaka maka tutacaklar ha. Hem de yılın en uzun ve en sıcak günlerinde! Bir an üzüldüm. Çok da yordum çocukları. Madem bozmuyorsunuz orucu, haydi babanızla gidin de pasta alın, kutlayalım bari orucunuzu. Gittiler, pastanın yanında torbalarla döndüler. Babaları canınızın çektiği bir şey varsa alın demiş, marketi toplamışlar. 😉

Bu arada benim işim bitti ama gün bitmiyor! Pert oldum. Çocuklar da çeneleri dışında servis dışı oldular. “Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?” Yooo acıkmamışlar, sadece merak!

Biraz uzandım, tepemde bittiler. “Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?”

Biraz çizgi film izleyin diyorum. Bir iki dakika bakıp geliyorlar. “Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?””Annecim ezana kaç dakika kaldı?”

Oyalamak için bir şeyler bulmaya çalışıyorum ama konu dönüp dolaşıp oraya geliyor: “Annecim ezana kaç dakika kaldı?”

En sevdikleri şeyi yapayım dedim. Hikâye anlatmaya başladım. Ben de o kadar bitkinim ki dilim dolaşıyor, beyin çalışıp bir şey de uyduramıyor. Kitap okuyayım bari dedim. Oku, oku, oku… Daha bakıyorum on dakika olmuş. Oku, oku, oku…. Durduğum an soru geliyor: “Annecim ezana kaç dakika kaldı?”

Kitap da bitti, gün bitmedi. Biraz da ayağıma aldım, keyif sallaması yapıyorum. Eski günlerini anlatıyorum falan. Dizler koptu bu arada, bacaklar pestil. Dilim damağıma yapıştı zaten. Hâlâ oyalamak için çene veriyorum.

Bu arada annemler geldi. Nihayet son dönemece girdik, birazdan ezan okunacak, annem tutturmasın mı “Oooo oruç tutan sırtta taşınır!” Haydaaaa, ben çocukken yoktu böyle şeyler. ? E artık mecburen son gücümüzle de koca danaları sırtta taşıdık. Artık sürünüyorum ben yerlerde. Sözde orucu onlar tuttu, yine olan bana oldu.

Masa başında yerimizi aldık. Üç dakikada binüçyüzmilyonatmışbeşbinaltıyüzelli kere “Annecim ezana kaç dakika kaldı?” sorusu…

Nihayet ezan okundu. Havai fişekler, konfetiler, sevinç çığlıkları…

Dua ettireyim bebelere dedim, ne istersek kârdır ama dua bile edemediler. Son enerjiyi de gerdan kırıp göbek atmaya harcadılar.

MUTLU SON!

Bebelerim 7 yaş on günlükken ilk kez tam bir Ramazan orucu tuttular! Maşallah!

Ve ertesi sabah kalkıp “Anneciğim biz bugün de orucuz!” dediler.

HAAAAAYYYYYYYIIIIIIIRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRRR!

 

(Önceki Hacı Secce yazıları için bkz. 1., 2., 3., 4.)

Paylaş: