Malumunuz, bu yıl çocuklarım okula başladı. Gerçi iki senedir anaokuluna gidiyorlardı ama ilkokul ayrı bir dünya. Sene başında çok gergindim. Sınıflar kırkar kişi. Bir katta iki yüz elli öğrenci var. Okul bin küsur kişi. Ayh. Düşündükçe içim kararıyordu. Çocuklarım bu kalabalıkta ne yapacak? Sınıfı bulabilecekler mi? Tuvalete gidebilecekler mi? Problemlerini çözebilecekler mi?… Başta bir iki gün okulda bekledim. Tansiyon hastası olacaktım! “Aman yavrum, dikkat edin!” “Durun yavrum, düşeceksiniz!” “Eyvah, çocuğum oraya çıkılır mı!” Çocuklar deli dumrul gibi. Okulda sürekli bir kaos hali. Her taraf çatır çatır beton. Anladım ki çocuk milleti okuldan sağ geliyorlarsa, Allah’ın lütfundan başka bir şey değil! Orada olmam çarpıntımı artırmaktan başka bir işe yaramadı. Okuyup üfleyip okulu terk ettim. Allah’a emanet!

Maşallah çocuklarım tahminimden de iyilerdi.  İşlerini rahatlıkla halledebiliyorlardı. Kendi kendime böbürlendim. E tabi doğduklarından beri madamlık yaptım çocuklara, bu kadar da olsunlar dedim. Koca yıl boyunca da hiç peşlerine düşmedim. Her şey harika gidiyordu, ta ki son haftaya kadar!

Whatzapp veli gruplarını biliyorsunuzdur. Gruplarda en gıcık olduğum günler okula para gönderilen günler. Öğretmen yazar ki – atıyorum -tiyatro var, katılacaklar 5 tl göndersin. Ay Allah’ım, ertesi sabah analar klavyeye saldırır:

“Hocam 5 tl’yi Abdullah Derin’in kalemliğine koydum, alır mısınız?”

“Hocam 5 tl’yi Furkan Abbas’ın çantasının ön gözüne koydum, alır mısınız?”

“Hocam 5 tl’yi Elif Sena’ya verdim, ister misiniz?”

Tek tek analar beş TL’nin  koordinatlarını gönderir.  Göndermeyenler de ertesi gün şöyle yazar:

“Hocam 5 tl’yi Berna size vermeyi unutmuş. İster misiniz?”

“Hocam 5 tl’yi Mustafa Kaan vermemiş. Çantasından alır mısınız?”

“Hocam 5 tl’yi öğretmenine ver dedim, Duru verdim demişti. Akşam ödev yaparken kalemliğinden çıktı. Siz alır mısınız?”

“Hocam 5 tl’yi Akif’e verdim, kantinde harcamış. Bugün yeni bir 5 tl koyuyorum, lütfen ilk ders alın.”

Böyle böyle en az iki üç gün boyunca para mesajı gelir. Parayı verecekler, vermeyi unutanlar, kantinde çatır çatır yiyenler, üstünü kaybedenler… Sene başında neyse de sene sonuna kadar bir gıdım değişmedi şu olay. Öğretmene bir kuruş göndermek gerekse mesaj mesaj mesaj. Ayh. Ben Madam Montessori’nin sıkı takipçisiyim ayol, her gönderisini likeladım, yedi yıldır “Kendim yapabilmem için bana yardım et” sloganıyla büyüttüm ben bu bebeleri, gelemem böyle şeylere. Veririm parayı, bunu öğretmeninize verin derim, kaparım konuyu. Bu ne ya? ?

Sene sonunu beş kuruş problem olmadan getirdim. Yani çocuklar getirdiler. Verdim parayı, götürdüler, üzerini alıp geldiler. Sene sonu geldi. Oğlanın öğretmeni kitap aldırmak istedi. Ben de yeni aldım bir sürü kitap. (Yazacağım, güzel şeyler buldum.) Öğretmen isteyen de alsın deyince Allah var, ne yalan söyleyeyim, alasım olmadı. Evdekileri okusun işte. Zaten çok da güzel değil kitaplar. Ama oğlan tutturdu “Ben okuldaki kitabı istiyorum hüüü!” Boş ver dedim, ev kitap dolu, onları okursun. Diretti. İlla öğretmenin aldırdığını istiyor. E iyi dedim. ?

Tabi bu arada mesajlar yağıyor. Para ödemesi, üstü, altı… Amaan.

Okul çıkışı çocukları alırken oğlana 100 TL çıkardım. Dönüşte de pazara gideceğim. “Git kitabını al, gel. Öğretmen sana dört tane 20 tl verecek. Paranın üzerini unutma” dedim.  Mutlu mutlu koştu. Ben de kendimle gurur duyuyorum. Başkası olsa sınıfa çıkar öğretmene parayı verir, kitapları alır kendi taşırdı. Ben harika bir birey yetiştirdim. Her işini kendi hallediyor. ?

Daha saniyesinde oğlan kitapları kucaklamış, mutlulukla koşarak geliyor. Bir elinde de para üstü var. Yanıma gelip “Anneciğim, öğretmenim kaç tane yirmi tl verecekti?” dedi. “Dört” dedim. Aaa elinde sadece bir tane var. Belki öğretmende bozuk yoktur. “Başka para üstü vermedi mi?” dedim. “Eline baktı. Aaa vermişti!” dedi. Hasbinallah! “Düşürdün demek ki git bul oğlum!”

Önden o gitti, ben de baktım olmayacak Madam Secce coolluğunu bırakıp Secce Bacı stayla bebenin peşinden koştum. Pazar param ayol o benim! Sınıf desen, okula giriyorsun, sağdaki ilk sınıf. Üç adım altı üstü. Ne ara düşürdün be yavrum! Yerlere baka baka gittim yok. Sınıfa gittim. Adamcağız çıkarmış paraları sayıyor, çocuğa yanlış mı verdim acaba diye. Yok, dördünü de verdim dedi. Deli oğlan saçmış gelmiş paraları. ?

Aradık aradık yok. Ay deli oldum! Beğenmediğim kitap seksen tl’ye patladı bize iyi mi? Eve gelene kadar söylendim durdum Madam’a. “İlaaa madaaam, nidecen de el kadar çocuun eline verdiriyon parayı? Götür  ver öğretmenine, al üstünü gel. Şuncaaz bebe ne anlasın paradan puldan. Gittiiii gittiii gittiii gittiii pazar param gitti. Bunu borç hanene yazıyom, bilesin madam!”

(Daha önceki madam yazılarım: 123, 45, 6, 7, 8, 9, 10.)

 

Paylaş: