Malumunuz bebeler daha el kadarken Madam Montessori’ye abone oldum, bebelerimi öğretileri doğrultusunda yetiştirdim. (İnanmayanlar bakınız efendim: Daha önceki madam yazılarım: 123, 45, 6, 7, 8, 9) Madamın vaadine göre onun metodu uygulanırsa bebeler kısa sürede kendi işlerini kendileri görmeye başlayacaklar, anaları da eline çayını kayfesini alıp tivit atacak, IG’de resim bakacak, feyste eş dostla lak lak edecekti. Nerdeeee! Madama uydum rezil oldum. Kız iyi, hadi hakkını yemeyeyim, Allah için ona bir şey diyemem de, oğlan tam bir Mösyö Dana. Madamlık falan sökmüyor valla!

Okul açıldığından beri günlük rutinimiz belli: Sabah kalkıyoruz, onlar okula ben bilgisayar başına, okuldan alıyorum. Eve dönünce iki basit kuralım var: El – yüz yıka, ev kıyafetlerini giy. Anahtarı çevirirken “Kuralları hatırlıyorsunuz, değil mi?” diye bir kez daha hatırlatıyorum. Cevap hep aynı: Evet, anneaaaa” “Ne yapacaktık?” “Elimizi yıkıycaz, üstümüzü değişcez.” Güzel!

Madama uyup küçük yaştan itibaren kendi işlerini kendilerine yaptırdım ki öğrensinler. Kız öğrendi maşallah. Okuldan gelir gelmez paltosunu çıkarıyor ve koşarak banyoya girip elini yüzünü yıkıyor. Ellerini kurulayıp üzerini değiştiriyor. Okul formasının ilk günüyse ertesi gün de giyebilir, katlayıp komidininin yanına koyuyor. Forma kirliyse ilk gün bile olsa çamaşıra. Çıkan iç çamaşırları da kirli sepetine. Ev kıyafetini giyiyor. Ve yemek yemek için mutfağa geliyor. Anlayacağınız tam bir matmazel.

Al, ikisini de ben yetiştirdim ama iş oğlana gelince madamlık falan işe yaramıyor! Bakın o neler yapıyor:

Daha kapıdan girer girmez vır vır çeneye başlıyor. Daha doğrusu yolda başladığı çeneye devam ediyor. Günlük biriken sorularını eritiyor önce.

“Annecim, beş yüz bin hücremiz ölse yaşar mıyız?”

“Milyarlarca hücremiz var oğlum. Beş yüz bin hücre için çok büyük bir rakam değil. Yaşarız merak etme.”

“Peki beş yüz bin on altı hücremiz ölse?”

Hücre hesabını bölmek için hatırlatmalara başlıyorum: “Kabanını çıkar.”

Bu arada kız işlerini bitirdi, mutfak masasına geldi bile.

Bir yandan yemek koyuyorum öte yandan oğlanın sadece tek kolu takılı olan kabanını yerde sürükleyerek sorduğu sorulara cevap veriyorum.

“Annecim, Afrika’da denizin altında kör balık var mıdır?”

“Olabilir. Hayvan kitabından bakalım.”

“Peki kör fil var mıdır?”

Yeni hamlenin zamanı geldi!

“Çıkar artık şu paltonu! Atma, yere atma! Askılığa tak! Elini yıka da gel artık!”

Yerde sürüklenen paltoyu askılığa asmak yerine vestiyerin içine tıkıp yerdeki çantasının üzerinden atlayarak banyoya gidiyor. Su açılmasıyla kapanıyor. Foş. Bitti. Oğlan sümüklerini ayrı yere elindeki suları ayrı yere saçarak banyodan çıkıyor.

“Annecim, sular ateş olsaydı ne olurdu?”

Gözümden ateş çıkıyor!

“ELİNİ DOĞRU DÜZGÜN YIKA! KOKLAYACAĞIM!”

Tekrar suya sabuna dokunup geliyor.

“Kokla annecim, bak sabunladım.”

Belli, hâlâ baloncuklar içinde eli.

“ELİNİ DOĞRU DÜZGÜN DURULA! SONRA DA KURULA! YÜZÜNÜ DE YIKA! BACADAN ÇIKMIŞ GİBİSİN!”

Yemekleri koymak için mutfağa dönüyorum.

Oğlan elini sürttüğü havluyu yere atarak peşimden geliyor.

“Tamamım annecim. Annecim, Samani diye bir ülke olsaydı dünyada nerede olurdu?”

Yemekten önce üzerini değiştirmesi lazım.

“Ü-ZE-Rİ-Nİ DE-ĞİŞ-TİR DE GEEEEEELLLLL.”

Oğlan içeri gidiyor. Gidiş o gidiş. Biz yemeğimize başlıyoruz, mösyö piyasada yok. Dayanamayıp içeri sesleniyorum:

“SEN NAPIYORSUN?”

“Oyun oynayarak zekamı geliştiriyorum annecim.”

Oğlanın zeka geliştikçe ben aklımı oynatacağım.

“ŞİMDİ YEMEK SAATİ, GEL ARTIIIIIK! YEMEKTEN SONRA OYNA!”

Koşarak geliyor. Üst baş duruyor tabi. Bir şey demiyorum, yerken zaten illa üzerine döker. Köklü temizlik olur.

Sofrada çene aynen devam:

“Ürdün büyük bir ülke olsaydı daha çok şehri olurdu değil mi annecim?”

“Hıı hıı.”

“Mauritius’un bayrağında haç yok değil mi annecim?”

“O ne lan?”

“Lan demiyoruz annecim. Ayrıca Mauritius bir ada. Madagaskar’ın sağında. Hint Okyanusun’da. Balina köpek balığının altında. Göstereyim mi?”

Ayh. Çocuklar için Resimli Atlas’ın başının altından çıkıyor bütün bunlar.

“Tamam şimdi yemeğini ye. Sonra bakarız.”

Bir lokma daha alıyor. Çeneye dur durak yok:

“Japonlar çubukla yerken gözlerine batıyor mudur?”

“Niye batsın ki. Göz taa nerede ağız nerede.”

“Hani yerken böyle eğilirse yanlışlıkla ağzı yerine gözüne batar mı?”

“Senin çatalı gözüne sokma ihtimalinle aynı.”

“Çatalı gözüme soksam kaç hücre ölür?”

“Ay yeter. Niye bu kadar çok soru soruyorsun?”

“Bilim adamları çok soru sorar demiştin. Ben bilim adamı olcam. Sonra da terlikçi olcam.”

“Kariyer planın harika ama mesele çok değil, güzel soru sormak. Ben ne bileyim çatal gözüne girerse kaç hücre öleceğini. Hem bunun kime faydası var?”

“Merak ediyorum!”

“Ben de senin merakın yüzünden yemek yiyemiyorum. Sürekli ağzımı meşgul ediyorsun. Yemek sırasında susalım tamam mı?”

Ağzına iki lokma alıyor.

“Hâlâ patlayan yanardağlar var mı?”

“Hıı hıı.”

“Bir insanı lava bağlasak ne olur?”

“Poposu yanar.”

“Puahahahhahah. Peki yanardağdan lav yerine süt çıksa ne olurdu?”

“İnek yanardağı olur.”

“Puahahahhah. İnek yanardağın sütünü içer mi?”

….

Hızlıca yemeği yeyip kaçıyorum. Mutfaktan ayrılmadan en madam tavrımla tembihliyorum: “Yemeğini bitir, üzerini değiştir. ” Sonra da Secce Bacı olarak ekliyorum: “Bir daha bu kadar kibar söylemeyeceğim!”

Okuldan gelince benim rutinim hızlıca evi toplamak. Çocuklar serbest. Genellikle biraz çizgi film izlemeyi tercih ediyorlar.

Kız yemeğini yiyor. Tabağını makineye koyuyor. Elini ağzını yıkayıp “Kar koş çiz!” diyor. Yani kardeşim gel, çizgi film izleyelim.

Oğlan ağzının yağıyla koşarak geliyor.

“YEMEĞİN BİTTİ Mİ?”

“Emm hayır. Çizgi film izlerken yesem?”

“HAYIR! YEMEĞİNİ BİTİR. ÜZERİNİ DEĞİŞTİR. GEL.”

Kardeşi oğlanı bekliyor çizgi film için. Oğlan ne varsa hızlıca ağzına tepip, akan sümüğünü hört diye koluna silip ekranın başına geçiyor.

“AĞZINI YIKA!”

Banyoya giriyor. Elinden kolundan sular akarak çıkıyor.

Gözümü kapatıp içeri kaçıyorum. Artık kaldıramıyorum bu sahneyi. Giysi konusuna da tekrar girecek gücüm yok. Neyse izlesin öyle çıkarır.

Ben evi toplarken onlar çizgi film izliyor.

Ev toplamam bitti. Elime kitabımı alıp yatağıma uzanıyorum. Yanıma da çayımı alıyorum. Biraz keyif vakti.

Kısa bir süre sonra ekran kapanıyor. Oğlan legolarının başına gidiyor. Kız yanıma geliyor. Yatakta kız kıza kitap okuma saati yapıyoruz. Biraz sarılıyoruz, kikirdiyoruz, uyukluyoruz falan. Bu sırada keskin bir koku geliyor burnumuza, uykumuz kaçıyor. Evet, oğlan gelmiş. Okul çoraplarıyla!

“HAYIR HAYIR HAYIR! OKUL KIYAFETİNLE YATAĞA GELEMEZSİN. GİT ÜZERİNİ DEĞİŞTİR! ÇORAPLARINDAN BAŞLA! KİRLİLER ÇAMAŞIRA!”

Oğlan gidiyor, çıplak ayak geliyor.

“ÇORABINI KİRLİYE ATTIN MI?”

Cık tabi ki. Atsa şaşarım.

“ÇORABINI AT. TEMİZ ÇORAP GİY!”

Gidiyor. Geri geliyor. Çorap değişmiş, üst aynı.

“ÜZERİNİ DEĞİŞTİR!”

Gidiyor. Atletle geliyor. Altta okul pantolonu.

“ÜZERİNE BİR ŞEY GİY. OKUL PANTOLONUNU VE ÇAMAŞIRINI ÇIKAR. ÇAMAŞIRA AT.”

Gidiyor. Atletsiz geliyor. Pantolon aynı.

“GİT ÜZERİNE BİR ŞEY GİY. PANTOLONUNU DEĞİŞTİR. ÇAMAŞIRLARINI ÇAMAŞIRA AT.”

Gidiyor. Kızın pijama üstüyle geliyor. Alt pantolon aynı.

“PANTOLONUNU DEĞİŞTİR.”

Gidiyor. Gezmelik pantolonuyla geliyor. Dolapta hiç bir şey yok gibi! Üstelik ters giymiş. Fermuar arkada, cepler önde.

“PANTOLONUNU DÜZELT.”

Rahatmış.

“NASIL RAHAT OĞLUM BU? HEM SENİN DONUN NEREDE?”

Yaaa don giymeyi unutmuş.

“GİT PANTOLONUNU ÇIKAR. ALTINA DON GİY. ÜZERİNE PİJAMA GİY. UĞRAŞMA PANTOLONLA TEKRAR.”

Gidiyor. Donla geliyor. Temiz donmuş. Yeni giymiş.

“DONUNUN ÜZERİNE BİR ŞEY GİY. ÇIKARDIĞIN ÇAMAŞIRI ÇAMAŞIRA AT.”

Altına pijama takılmış şükür. Ama bu sefer de atlet yok. Sahi kirli don da nerede? Yatağındaymış.

“O DONU KAFANA GEÇİRİRİM! DONU ÇAMAŞIRA AT. ALTINA ATLET GİY.”

Yaa bir daha çıkaramaz pijama üstünü. Zaten zor giydi.

“TAMAM ÖYLEYSE ÜZERİNE SÜVETER GİY. ÜŞÜRSÜN. DONU ÇAMAŞIRA AT!”

Gidiyor. Geri geliyor. Süveter giyilmiş. Son hali şu:

IMG_20170315_202923

Çorap temiz. Alt pijama ok. Yeni donun altında olduğunu umuyorum. Eski don nerede, hiç bir fikrim yok. Üst pijama kızın. Altta atlet yok. Süveter kızın. Ters giyilmiş.

Ayh. Daha fazla cümle kuramayacağım. :/

Diyeceğim o ki bu kadar sene Madam’a uydum da ne oldu? Okuldan gelir gelmez oğlanın üzerini otuz saniyede değiştirip kirlisini çamaşıra atsaydım daha rahat bir hayatım olmaz mıydı? Bebe bireyselleşecek diye nedir bu çektiğim ya? Madamlık erkek çocuğuna sökmüyor anacım. Varsa bir Mösyö yöntemi söylesinler. Yoksa ben izninizle anam babam usulüne geri dönüyorum. Ne varsa yurdumun pedagojisinde var. Yeni yöntemimi de belirledim: TERLİK GELİYOR YÖNTEMİ!

😉

Paylaş: