Ben küçükken mavi bir beşiğimiz vardı. Ağabeyim doğunca alınmış. Demir beşikti. Onda sırayla hepimiz yattık: abim, ben, 1 numaralı bacım, 2 numaralı bacım. Annemin odasında dururmuş. Önce abim yatmış. Ben gelince, lojmanı boşaltmış. Ben de bacıma boşaltmışım lojmanı. O da bacısına. “Zor olmadı mı anne bizi ayırmak odanızdan?” dedim. “Yoo,” dedi annem, “Kardeş olunca beşiktekini alır öteki odaya koyardık, bebek beşikte yatardı,” dedi. Tabi lojmanda kalış süresi de yeni bebeğin gelişine bağlı. Misal, abim 1,5 senede çıkmak zorunda kalmış; ben 5 sene sefa sürmüşüm. Beşik kırılmasaydı son bacım anca gelin olunca çıkardı beşikten. Şükür, kırıldı da kurtulduk.

Annem unuttu mu yoksa gerçekten yataktan ayrılışımızı hiç sorun olmadı mı bilmiyorum. Ama bizim evde bu zamane bebelerini kendi odalarına atmak epey zor olacak ondan eminim. Konunun nereye geleceğini anladınız değil mi? 🙂 Bebelerin hastalığı, kendimizi anama atışımız, eve dönüş, yeniden hasta olmaları falan derken ne zamandır anlatacağım şeyi anlatamadım: Yeni gece hayatımız:) Geçenlerde demiştim ya evde hummalı bir faaliyet var, odalar değişiyor diye. İşte odamızın son durumu:

TA-DAAAMM

2 oda + 1 salon yatağımız

Tabi bu duruma öyle zırt diye gelmedi. Hemen öncesinde şu haldeydi:

dağılmadan, toplanmaz tabi

 

Aslında amacım bebeleri bir odaya tepmekti ama şimdilik nasip olmadı. Hem babaları onları göndermeyi hiç istemedi, hem de ben cesaret edemedim. Bu duruma bile bir haftada zor uyum sağladı bebeler. Kız benimle aynı yastıkta yatmak için ağladı. Oğlanla babası odalarına gitsin diye kudurdu. Tahmin edeceğiniz gibi kız pembeli tarafta yatıyor. Ben de onun dibinde. İlk gece aradaki parmaklıktan ellerimizi birleştirdik. Anca öyle uyuyabildi. Gece boyunca da en az on beş kere uyanıp elimi tutmak istedi. Hâlâ da gece kalktıkça elime yapışıyor. Bir protez el alıp bu işkenceden en kısa zamanda kurtulmayı planlıyorum.

Oğlanın durumuysa çok daha vahimdi. Yatağına yatıp uyumayı beceremedi. Yine ayakta sallandı. Sabaha kadar naralar atıp “Buyası bicim odamız diil baba, buyası Mekkinin odası, bic bicim odamija gidelim,” diye ağlayıp durdu. Babası “Oğlum artık burası bizim odamız, burada yatacağız,” falan dese de herif ikna olmadı. Yataktan kaçıp önceden kendi odası olarak kullandığımız odaya gitti. Orada beşiğini göremeyince perişan oldu, kendini yerlere attı. İçli içli ağladı, sümüğünü yerlere sürdü. Harbiden çok acıklı bir sahneydi. Sanırsın ki gurbete gitmiş bebe, vatanını özlemiş. İlk hafta boyunca sürekli kendi odasını isteyip ağladı. Hâlâ da aklına geldikçe zırlıyor.

Aradan tam olarak kaç gün geçti bilmiyorum ama bebeler epey alıştılar yeni düzene. Biraz huzur bulduk şükür. Akşam yatmadan önce birlikte kitap okuyoruz. Sonra herkes yatağına anonsu yapılıyor. Üzerlerine battaniyeler örtülüyor. Kız yine elimi tutuyor, şarkı söylemeye başlıyor. Gak gak guk guk bir sesle ne olduğunu anlayamadım, kendi bestesi olan bir şarkı söylüyor dalana kadar. Tabi oğlan rahat bırakırsa. O bu sırada yatağında araba sürüyor, sonra babasının üzerine atlıyor, oradan benim üzerime, oradan kızın yatağına. Kız “Burası benim yatayısım, git yatayisimdan, kendi yatayisinda yat,” diye iki göz iki çeşme ağlıyor. Oğlanı çeke sündüre kendi yatağına bırakıyoruz. Kızı sakinleştiriyoruz. Oğlan durur mu? Yine yataktan atlayıp kaçıyor. Bazen camdan bakıyor. Bazen yatağın altına girip orayı kapalı otopark gibi kullanarak arabalara manevra yaptırıyor.  Ayağından tutup oradan da çıkarıyoruz. Yatağın altının bütün tozunu pisini toplayarak yatağımıza geri dönüyor. Biraz babasının ayağında sallanıyor, sonra oradan da atlıyor. Yatağında yastığıyla güreşiyor, vır dönüyor fır dönüyor derken ya kafası aşağıda, ayakları tepede, ya tek koluyla poposu dışarıda garip bir pozisyonda bayılıp kalıyor. Bu arada kız çoktan şarkısını tamamlamış, sahneye veda etmiş fosur fosur uyuyor oluyor. Kız sabaha kadar pek uyanmıyor. Uyanınca elimi tutup geri uyuyor. Oğlan yine naralara devam. Kendini yerlere falan atıyor. Bağıra çağıra tepine ağlıyor. Gece terörü dedikleri bu herhalde. Birine danışmalıyım sanırım. Gece böyle harala gürele devam ederken sabahın ilk ışıklarıyla oğlan ayağa dikiliyor. Bu sefer kaçış yok, hepimizi de dikiyor ayağa bacaksız.

Uzun lafın kısası artık tüm aile aynı yataktayız. Şükür ki geniş aile değiliz. Belki kulağınıza biraz garip gelecek ama uzun süreden sonra ilk defa kendimizi aile gibi hissettim. Hep bir parçalanma vardı evin içinde. Şimdi bir arada olmak gerçekten çok güzel. Gece olabildiğince erken yatınca ışığı kapatıp birlikte oyun oynuyoruz, muhabbet ediyoruz, gülüşüyoruz… Hepimiz çok mutluyuz yeni düzenden. Bakalım yeni düzen ne zaman eskiyecek, daha yeni düzen ne zaman gelecek. Hayırlısı…

Edit: Ya bak, bunu söylemeyi unutmuşum, Nurten yorum yazınca aklıma geldi. Odaları ayırma konusunda bana akıl veren herkese çok teşekkür ederim. Yorumlarınız önümdeki günlere de ışık tutacak. Odalara son olarak bu şekli vermekte birkaç öncü sebebimiz oldu. Her şeyden önce babaları ayrılmak istemedi bılişlerinden. Sonra A. Güneş’e danıştım, 2 yaşındaki ikizleri ayrı odada mı yoksa bizimkiyle aynı odada ama ayrı yatakta mı yatırayım diye sordum. İkinci şıkkı tavsiye etti. Tabi eminim yatakları birleştir demek istememişti:) Neyse, bizim işimize böyle geldi, böyle anladık. Bir de bir mail aldım o günlerde. 17 aylık bebeğini kaybeden bir anneden. Doya doya öp, kokla yavrularını diyordu. Doyulmaz ama elimizden geldiğince doymaya çalışmaya karar verdik yavrularımıza. Kamuoyuna duyurur, katkılarınız için bir kez daha teşekkür ederim.

Paylaş: