Pek kıymetli anacığımın bugün bize gelmesinin şerefine yeni yazma fırsatı buldum. Bu yazıda yine sizinle Madam Secce kimliğimle konuşacağım. Bu satırları okuduğunuz sırada kafanızda “Ulen Madam Secce de kim?” diye bir soru işareti belirdiyse lütfen öncelikle yazının birinci bölümünü okuyup beş yıldız verin, sonra buradan devam edin.

Efendim, Montessori Eğitimi’nde dikkatimi çeken şeylerden biri de duyu organlarının kullanımına verilen önemdi. Toprağı bol olsun, Madam Montessori demiş ki çocuklar çevrelerini anlamak için duyu organlarını kullanır. İnsan bu cümleyi ilk kez okuduğunda “Ayol ne var onda ben de derim bu lafı,” diye düşünüyor. E herıldın bimbıldın yani, elbette çevreyi anlamak için duyu organlarını kullanırız. Ama ne kadar kullanırız? Ne kadar hassastır bizim bu duyularımız? Görür de anlar mıyız? Duyar da dinler miyiz? Yutar da doğru dürüst tadar mıyız?

Madamcığım diyor ki duyu organlarımız ne kadar hassas olursa dünyayı da o kadar iyi kavrarız. Süper!! E peki nasıl hassaslaştırılır duyular? Bileği taşı alıp burnumuzu bileyemeyeceğimize göre ne yapabiliriz? Elbette duyu alıştırmaları yaparak, farkındalığımızı artırabiliriz.

O gün bugündür, bebelerin duyuları gelişsin diye çaba harcıyorum. Sokaktaki çiçeği böceği koklatıyorum, evdeki naneleri, çayları koklatıyorum. Kokusuna göre neyin ne olduğunu buldurmaya çalışıyorum. Göğsümü gere gere söyleyebilirim ki bebelerimin burunları inanılmaz gelişti. Artık rahatlıkla sadece koklayarak osuruk çiçeğini gülden ayırt edebiliyorlar.

oğlan koklama alıştırması yapıyor

Gelelim dokunmaya. Merak ettikleri herşeye dokunduruyorum. Yumuşak, sert, pürüzlü, ıyyy solucan gibi kaygan… hepsini öğrendiler. Sıcak, soğuk, ılık, popo yakacak kadar sıcak, buz gibi soğuk… onları da biliyorlar. Gariptir ama sıcak soğuk algıları çok farklı. Oğlan sıcağa karşı çok hassas. Kız o kadar kolay yanmıyor. O yüzden bazen zıtlaştıkları oluyor. Mesela geçen gün banyoda oğlanın poposu haşlanmadan önceki son konuşmaları şuydu:

Oğlan: Melikeeee, bu su çok sıcak. 

Kız: Hayır, Ahmişçim, o kadar da sıcak değil.

Farklı tatlara da alıştırmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar yemeklerinde baharat kullanmamıştım. Artık kullanıyorum. Acı, ekşi, tatlı… hepsini öğrendiler. Artık yemeklerin tadına göre güzel olmuş, kötü olmuş diye ayırt ediyorlar. Geçen gün kız “Aferin anne, çok güzel pişirmişsin,” dedi. Hayatta aldığım en büyük takdirlerden biriydi valla, gözlerim doldu. Bir önceki günün konuşması da şuydu: “Annecim, bu dondurmanın tadı çok güzel. Artık hep bissürü bissürü yiyebilirim!”

Görme alıştırmalarımız da detaylar üzerine. Etraftaki her şeyi inceliyoruz. Küçük hareketleri incelemeye bayılıyorlar. Karıncalar özel ilgi alanları. Koloni koloni inceliyoruz. Kim kiminle nerede ne halt ediyor, yuvaya kim ne yemek götürüyor, hangisi yan gelip yatıyor… Gözlerimiz hep üzerinde, hiçbir detayı kaçırmıyoruz.

Bir de kulaklar var tabi. Madamı rehber edineli bebelerle “Bu ses ne?” oynuyoruz. Her hangi bir yerdeyken arka plandaki bir ses için “Aaaa bu ses ne?” diyorum. Atıyorum, kamyon geçiyor, araba frene basıyor, köpek havlıyor, bir çocuk düşüp ağlıyor… Bebelerim de hemen tahminlerde bulunuyorlar. Bu oyunu ikisi de çok sevdi. Artık dışarıdan geçen kamyon mu, otobüs mü, minibüs mü, araba mı rahatlıkla ayırt edebiliyorlar. Özellikle oğlan bu oyuna bayılıyor. Bir yaramazlık yapıp benden azar yerken birden dışarı kulak kesilip “Annea, bu ses nea?” diyerek çok güzel dikkat dağıtıyor. Bir de onun ezan yorumlarına bayılıyorum. Ne zaman ezan okunsa oğlana “Bu ses ne?” diyorum. Hemen “Allah diyor” diyor. “Kim Allah diyor oğlum?” diyorum. Cevap pat diye geliyor: “Panter!” Ne alaka? Vallahi bilmiyorum.

Sonra duyulan sesler üzerine de konuşuyoruz. “Bu ses nereden geliyor?” diyorum. Çamaşır makinesinin sesiyse bağrışıyorlar: Baaaanyoooouuudaaannn. Bulaşık makinesiyse mutfaaakkktaaaann. Artık o kadar keskinleşti ki kulakları bugün öğlen uyuturken komşumuzun kocasına çemkirdiğini duyup “Annea teyze kızıyor, baaa baaa diyor” dediler. Bunun bir sonraki aşamasında duvara bardak dayar dinleriz artık.

Bebelerin duyuları gelişsin diye saçımı başımı yoluyorum, nereden ne bulsam da uğraşsam diye kendimi paralıyorum ama tabi keskinleşen duyuların aleyhime delil olduğu durumlar da olabiliyor. “Aaaa anne pırt yaptı” / “Bu yemeğin tadı iğrenç, yemiycem” /  “Annenin burnunda bissürü saç var” … gibi şahane cümleler kalabalıkta insanı zor durumda bırakabiliyor. Olsun, bir kere bu yola baş koydum. Bebelerimi madama yakışır bir şekilde yetiştireceğim. Yüksek sosyeteye karışacağım. Biraz daha büyüsünler birer maske alıp opera opera, balo balo gezdireceğim. Tüm Türkiye görecek Madamı ve bebelerini. Nihahahaha

Madam Mekki

Paylaş: